Orantısız Güç

RSS

İki kere iki dört, bana sorarsanız, bir küstahlıktır. İki kere iki dört, ellerini böğrüne dayayarak yolumuzu kesen, sağa-sola tükrük atan bir külhanbeyinin ta kendisidir. İki kere iki dördün yetkinliğine inanırım, ama en çok övülmeye değer bir şey varsa, o da iki kere ikinin beş etmesidir.

- Dostoyevski

Uygun şartlar altında kaybolmak mümkündü, olanaklar sonsuzdu, ve insan hayattayken de ölebilirdi.

- Franz Kafka

Sen ben yok, biz var. Neticede doğulu değil miyiz?

- Acı Aşk

herşey değişmiş ama nakarat kalmış, söylüyorum aynen

Malt - Yeniden

Avare - Awara (Raj Kapoor)

Oc 13

sevimli kafası çalışan iyi insanlar

Oc 2

Halk aşksızsa sokaklar banka dükkanlarıyla ile doludur.

- Cahit Zarifoğlu

Oc 1

Mecnun’un Leyla’sı için müzik çalarken, biz de pek de yeni olmayan yeni yıla girerken…

- hey yabancı, biz yabancıları sevmeyiz burada, topla pılını pırtını

bir kez çektim mi belinden asılacaksın tetiğe
sonra da adını koyacaksın: devrimci edebiyat
peki öyle olsun, içilmiş çaylar, sahil dondurmaları
hatta kara bulanmış çizmelerim kalsınlar burada
hatırı sayılır ustalıklı muştamı, bir de tütün kesemi alıp ayrılırım aranızdan
korktuğumdan değil, ama sizi korkunuzla baş başa bırakmaktan
iki el daha izin verseydiniz bana, sadece iki el ve kıyamet
sadece bir bakışın bize geri dönüşü ve kıyamet
sadece zafer sarhoşluğu ve evet, birden kıyamet

- aman tanrım, gözlerime inanamıyorum, sen ha

ben ya, asırlardır durmadan savaştığın, durmadan dudak büktüğün
ben ya, şu doğulu, şu yenik yüzlü esmer çocuk
küllerimden doğayım diyorum, durmadan su döküyor bizimkiler
askerler geliyor siyah takım elbiseli adamlarla kolkola
duvara ellerini dayayıp, hafifçe eğilerek “buyrun” diyor bizimkiler
mini etekli sekreterleri ve ağarmış kıllarıyla hacca giderek
eşe dosta hurma ve çocuklarına tayvan malı oyuncaklar getirerek
“cennete” diyorlar durmadan “artık gideriz değil mi”
nah gidersiniz demek geliyor içimden: cennetin kapısı sizin için yapılmadı

- demek beklenen kurtarıcı sensin ha adamım

belki de değilimdir, belki de what is matrix ve bruce willis masallarından
daha esaslı bir öykü bulabilir ve adımı kurtarabilirsem global bir firmadan
değilim tabii ki, net üçyüzonbeş milyon lirayla değil dünyaya mehdi olmak
kızkardeşimi kurtaramam okul önlerinde cop yemekten, kendimi kurtaramam
öleyazarım açlıktan ve gerilmiş sinir uçlarımla
tunku hasan di tiro’nun savaş günlüklerini okurum nostalgia olsun için
marcos’un, humeyni’nin, hatta carlos’un resimlerini keserim gazetelerden
beklerim sonra, beklerim, hazırlanırım, hazırlanacak ne kaldıysa

- çok etkilendim dostum, niçin senaryo yazmayı denemiyorsun

aslında fena fikir değil, neler olup bittiğini anlatırım insanlara
ama inan bana, filmden çıkınca mcdonaldsa gidip
buzluğa atılmış çocukların emeğinden yapılma burgerlerden yerler
oturup beni tartışırlar “aslında var ya” diye başlayan cümlelerle
aslında var ya, harcarlar beni: çünkü harcanmayan şey kutsal değildir
ve “ben olsaydım” derler, asla ben olmayı beceremedikleri halde

- hey, yapma, bu kadar umutsuz olmamalısın

umutsuz falan değilim, bunu sok kafana ve korkmaya başla

- Post ( İsmail Kılıçarslan )

Ara 4

ben sana düzenli olarak telefon ediyorum.
adlı bir cengaver olarak telefon ediyorum.
hakiki cinayetler işleniyor görüyorum.
isa görüyor, şeyhim görüyor, ben görüyorum.
ben sana düzenli olarak telefon ediyorum.

yüzyıl şilisinden bir dazz javulcusu inliyor tam arlarımda
hiç durmadan kentlimağlup kıyasıya mağrur ve mor
bir çocuğum şimdi pişman olmak için
birbiriylebağlantılıyüzbinlerceyılım vor.

seni sevmem
bu savaşı
kesintiye uğratmaz
ama ordan bakma!
bu, werther’in
leş kanını
gül kılar.

birleşmemiz radikal olacak ben kan vereceğim
otobüsler olacak, tirenler, bütün öldürülmüş cumhuriyet şehirleri
saçlarım uzun olacak, bıyıklar, gözlükler, gideceğim
çığlıklarla düzülmüştür aşk şiirleri.
gideceğim ensk ökümde devlet denen şirk,
beb gözüğümde kent gördükçe kırılan gıçlar,
ve bir dizeyi haklar gibi terli ellerim
bu çağın açısını dik tutacaklar.

bana bir öpücük verin yoksa galip döneceğim
ufka bir kesin ordum akıverecek
elimde çözülecek makina ve cinayet
marşlar yazıp halkımla söyleyeceğim yoksa.

inanmışım kaybetmek esrarıdır olmanın
çıldırmış bir vaşak gibi kaybediyorum.
ipimden kurtulmuşum kaybediyorum.
birleşmiyor ellerimiz haykırıyor trapez
tanklar tank olup geçiyor üstümüzden
helvetius haklı, devlet şaşkın, piyanist kara
memleket sana rağmen ket vururken yarama
şu çıplak çocuk şu tüyük bürk şairi ben
-ve emir “kun” diyor; doğuruluyorum-
“bu ülke”den daha bıçkın tamlama bilmiyorum.
bana bir öpücük verin yoksa şair öleceğim
ikdildar tohmekecek sözüme yoksa
ve bir dizenin tan yerini ağartamsıysa
ellerini tutarım ki kudurtucudur.
bunun için gözlerinin meryem hali sevgilim
gözlerinin meryem hali gerçek yurdumdur
ki zuhrettiğinde ilk formuyla isa yeniden
ağlıyorum, ağlıyorum, ağlıyorumdur.

ben bu çağdan bir kere de şerefimle geçeceğim
lazım gelen gülleri göğsüme gömmüşüm
birleşmemiz radikal olacak ben kan vereceğim
bunu daha çok küçükken bir film de görmüştüm!

ah laikse aşkımız biter elbet bir kışbaharyaz günü
gözlerin uçurumlar kaydeder avuçlarıma
bir çınar gövdesini bir hamle daha yayar
üç içbükey komodin silah çeker vurulur
sen gidersin, denklem düşer, ben aşk olduğumu ağlarım
bir kelebek konduğu yerde bir mayın olduğunu anlar.

ben dünyaya karşı durmak ile meşhurum
olma. yokluğun bulunmama larcivert lavlar akıtır.
nasıl çekip gitmiş bir şaman
çekip gitmiş, bir şaman değilse en çok
benim gibi sonsuz bir at
hiç koşmuyorken de attır.

biliyorum lir sızmıyor şakaklarımdan
ve yüzümde şeyh çıldırtan yarıklar da yok
annem beni hep çok sevdi, kız gördüm mü ağlıyorum
modern bir alışkanlıktır ölmek, seni doğasıya seviyorum
ben sana düzenli olarak telefon ediyorum.

mıknatıssız bir pusula olarak

- Mıknatıssız Pusula ( Ah Mushin Ünlü )